User
Write something
Etkili Konuşmada Akıl mı, Duygu mu?
Nörobilimci Antonio Damasio’nun literatüre kazandırdığı Elliot Vakası, hitabet stratejimizi kökten değiştiren bir gerçeği önümüze koyar. Elliot, geçirdiği bir operasyon sonrası mantık yetisini korumuş ancak duygusal bağ kurma yeteneğini tamamen kaybetmişti. IQ’su yerindeydi, en karmaşık hesapları yapabiliyordu; fakat hangi kalemle yazacağı gibi en basit kararları dahi veremiyordu. Çünkü karar vermek, rasyonel bir süreçten ziyade duygusal bir tartım gerektirir. Bir stratejik anlatı danışmanı olarak, bu vakadan çıkardığım iki temel sonuç var: 1. Akıl (Neokorteks) İkna Eder: Veriler, rakamlar ve mantık silsilesi dinleyicinin size güvenmesini ve "doğru" olduğunuzu onaylamasını sağlar. Ancak akıl, tek başına kişiyi harekete geçirmeye yetmez. 2. Duygu (Limbik Sistem) Karar Verdirir: Karar mekanizmasını tetikleyen şey, anlatıyla kurulan duygusal bağdır. Hikâyeleşmeyen her veri, Elliot’ın hayatı gibi "doğru ama işlevsiz" kalmaya mahkûmdur. Netice itibarıyla; Amacımız sadece dinleyiciyi bilgilendirmek değil, bir karar vermesini veya harekete geçmesini sağlamaktır. Bu yüzden stratejik bir anlatı, rakamların soğukluğu ile hikâyenin sıcaklığını aynı potada eritmelidir. Çıtayı siz belirleyin. Dinleyici size yükselsin; siz onlara inmeyin. Pozisyonunuzla uyumlu bir ifade sermayesi inşa etmenin yolu, bu dengeyi kurmaktan geçer.
Etkili Konuşmada Akıl mı, Duygu mu?
🎙️ Nasıl Konuşalım ki İnsanlar Bizi Dinlesin?
"Şans, hazırlanmış zihinden yanadır." Çoğu zaman bir konuşmanın sırrını yetenekte, doğuştan gelen o "şeytan tüyü"nde arıyoruz. Oysa mesele yetenek değil dostlar, mesele hazırlık. Her şeyden önce, bir konuşmaya hazırlanmak, bir sporcunun antrenman yapması gibidir. Sahaya hazırlıksız çıkan, oyunun ritmini nasıl kaybediyorsa; konuşmaya hazırlıksız çıkan da cümlesini, etkisini ve en önemlisi özgüvenini kaybeder. “Ön hazırlık, zihni bilemektir.” Bu işin iki tarafı var: 1. Senin İç Dünyan: Konuşma sahada doğmaz, önce senin zihninde kurulur. Daha başlamadan şu soruların cevabını netleştirmen lazım: • İlk cümlem ne olacak? • Buzu nasıl kıracağım? • Hangi hikâyeyi anlatacağım? • Nasıl bir kapanış yapacağım? 2. Karşındaki İnsan: Belki de asıl kritik yer burası. Tabağı, misafire göre hazırlaman gerekir. Karşımda kim var? Bu kitlenin önceliği ne? Neyi duymaya ihtiyaçları var? Doğru söz, yanlış kitleye söylendiğinde etkisini kaybeder. Kısacası; insanları konuşturmak istiyorsan doğaçlamaya değil, tasarıma güveneceksin. Çünkü dinlenen insanlar çoğu zaman en çok konuşanlar değil; en iyi hazırlananlardır. 💡 Gelelim Soruya: Sence bir konuşmada en çok ne belirleyici: ne söylediğin mi, nasıl hazırlandığın mı? Benim cevabım: Nasıl hazırlandığın. Çünkü o hazırlık, ne söyleyeceğini zaten en etkili şekilde belirler. Sen ne düşünüyorsun? İçerik mi, süreç mi? Yorumlarda buluşalım.
🎙️ Nasıl Konuşalım ki İnsanlar Bizi Dinlesin?
Hikayeleştirme ve Hikaye Anlatıcılığı
“Hikaye anlatıcılığı, fikirleri duygusal bir deneyime dönüştürme sanatıdır. İkna etmenin en güçlü yoludur.” -Robert McKee- Bu sözün anlattığı şey aslında çok açık. Bir fikri sadece bilgi olarak sunduğunda insanlar onu duyar. Ama aynı fikri bir hikâyenin içine yerleştirdiğinde insanlar onu daha derinden hisseder. Hikâye anlatıcılığı bu yüzden güçlüdür. Çünkü sadece anlatmaz, hissettirir. Sadece açıklamaz, zihinde bir görüntü oluşturur. İnsanlar çoğu zaman bilgiye değil, anlam taşıyan örneklere, yaşanmışlıklara ve duygusal bağ kurabildikleri anlatılara yakınlık duyar. İkna da tam burada başlar. Çünkü ikna yalnızca mantıkla kurulmaz. Duygu, deneyim ve anlam da bu sürecin içindedir. İyi bir hikâye, anlatılan şeyi daha görünür, daha anlaşılır ve daha akılda kalıcı hale getirir. Robert McKee de hikâye anlatıcılığı ve senaryo alanında tanınan önemli isimlerden biridir. Özellikle hikâye yapısı, anlatı dili ve senaryo üzerine çalışmalarıyla bilinir. En bilinen eserlerinden biri de Story kitabıdır.
Hikayeleştirme ve Hikaye Anlatıcılığı
Bir konuşmada insanlar sizi en çok neye göre hatırlıyor?
Hiç düşündünüz mü: Bir konuşmada insanlar sizi en çok neye göre hatırlıyor? Aynı cümleyi iki farklı kişi söylediğinde, biri insanı hemen ikna ederken diğeri niyetini bile anlatamıyor. Üstelik mesele bilgi eksikliği değil; çoğu zaman “nasıl durduğun”, “sesinin nasıl geldiği” ve “o an ne hissettirdiğin” belirliyor sonucu. Toplantıda bir öneri sunarken, bir arkadaşa sınır çizerken ya da telefonda kısa bir konuşmada bile, insanlar söylediğimizden önce bize dair bir kanaat oluşturuyor. İşte o kanaat, konuşmanın yönünü belirliyor. Albert Mehrabian’ın iletişim psikolojisi çalışmalarında sık referans verilen 7 38 55 yaklaşımı, özellikle duygu ve tutum aktarımında şuna dikkat çeker: Duygusal etki söz konusu olduğunda mesajın algılanmasında kelimeler yaklaşık %7, ses tonu ve vurgu yaklaşık %38, beden dili ise yaklaşık %55 paya sahip olabilir. Bu yüzden bazen doğru cümleyi kurarız ama yanlış tonla söyleriz; bazen iyi niyetle anlatırız ama bedenimiz “emin değilim” der ve etki zayıflar. Yani bazen doğru cümleyi kurarsın ama tonun “emin değilim” der; bazen iyi niyetle anlatırsın ama bedenin “acelem var” mesajı verir. Karşı taraf da çoğu zaman söylediğinden çok “nasıl söylediğini” okur. Bu grupta bu başlıkları konuşacağız: • Beden dili: duruş, el kullanımı, göz teması, yüz ifadesi • Tonlama: hız, durak, vurgu, nefes • Kelimeler: giriş cümleleri, argüman kurma, hikâyeleştirme, kapanış Şimdi senden bir şey istiyorum: Son yaptığın bir konuşmayı düşün. Etkiyi en çok ne düşürdü sence; kelimeler mi, tonlama mı, beden dili mi?
Bir konuşmada insanlar sizi en çok neye göre hatırlıyor?
1-10 of 10
powered by
🚀 Hitabet Gelişim Grubu
skool.com/hitabet-gelisim-grubu-4931
Hitabetinizi geliştirmek için kayıtlı eğitimler, canlı soru-cevaplar, örnek konuşmalar ve birebir danışmanlık fırsatları. Uygulama odaklı içerikler...
Build your own community
Bring people together around your passion and get paid.
Powered by