Yedi Tepeden Dünyaya Bakmak: Fatih’in Tarihi Yarımada’daki Rolü
İstanbul bir imparatorluklar şehriyse, Fatih o imparatorlukların kalbidir. Roma’nın "Nova Roma" (Yeni Roma) diyerek temellerini attığı, Bizans’ın görkemli ayinlerle süslediği ve Fatih Sultan Mehmet’in yeni bir çağı başlatarak mühürlediği bu topraklar, sadece bir ilçe değil; dünyanın ortak mirasıdır. Tarihin Sıfır Noktası: Milyon Taşı'ndan Surlara Fatih, bir zamanlar dünyanın merkezi kabul edilen Milyon Taşı’na ev sahipliği yapar. Burası, yolların başladığı ve zamanın ölçüldüğü yerdir. Ayasofya’nın heybetiyle Sultanahmet’in zarafetinin karşılıklı selamlaştığı o meydanda durduğunuzda, aslında sadece iki cami arasında değil, iki büyük medeniyetin tam kesişim noktasında durursunuz. Yedi Tepe, Tek Bir Ruh İstanbul’un o meşhur yedi tepesi, Fatih’in surları içine gizlenmiştir. Topkapı Sarayı’ndan Süleymaniye’ye, Yavuz Selim’den Edirnekapı’ya uzanan bu silüet, yüzyıllardır dünyaya şu mesajı verir: Burada sadece taşlar değil, fikirler ve kültürler de üst üste inşa edilmiştir. Bugünün Fatih’i: Yaşayan Bir Müze Fatih’in tarihi yarımadadaki rolü sadece geçmişle sınırlı değildir. Bugün Kapalıçarşı’da yankılanan sesler, Eminönü’ndeki o tanıdık telaş ve Balat’ın rengarenk sokakları, bu kadim mirasın hala nefes aldığını kanıtlar. Fatih’i anlamak, İstanbul’u anlamaktır; çünkü bu şehirde ne yöne giderseniz gidin, pusulanız her zaman tarihi yarımadayı, yani evimizi gösterir.