Activity
Mon
Wed
Fri
Sun
Nov
Dec
Jan
Feb
Mar
Apr
May
Jun
Jul
Aug
Sep
Oct
What is this?
Less
More
15 contributions to Sevgi Brücke
54 yıl sonra insanlık yeniden Ay'ın etrafına döndü!
54 yıl sonra insanlık yeniden Ay'ın etrafına döndü! 1972'de Apollo 17 ile son inen astronotlar Ay'dan ayrıldığında, insanlığın geri dönmesi 54 yıl sürdü. 1 Nisan 2026'da NASA'nın Artemis II görevi Kennedy Uzay Merkezi'nden fırladı. Komutan Reid Wiseman, pilot Victor Glover, görev uzmanı Christina Koch ve Kanadalı astronot Jeremy Hansen, Orion uzay aracıyla on günlük yolculuğa çıktı. Neler yaşandı? - Ekip, Dünya etrafında iki tur attıktan sonra Ay yönüne yöneldi. Göreve çıkıştan altı gün sonra Ay'ın çevresinde bir ilmek çizdiler. - Yolculuk sırasında yaklaşık 402.000 kilometre uzaklığa ulaşarak insanlı uzay uçuşunun mesafe rekoru kırıldı. Bu rakam, 1970'te Apollo 13'ün ulaştığı mesafenin de ötesine geçiyordu. - Uçuş süresince yaklaşık 40 dakikalık bir iletişim kesintisi yaşandı. - 10 Nisan'da Pasifik Okyanusu'na inen kapsül, mürettebatını sağ salim geri getirdi. Artemis II Ay'a inmedi. Görevin amacı yüzey değil, Orion uzay aracının yaşam destek sistemlerini, navigasyonunu ve mürettebat operasyonlarını gerçek bir derin uzay ortamında test etmekti. Ve testleri geçti. Bu neden önemli? Apollo döneminin sona ermesinden bu yana insan, düşük Dünya yörüngesinin ötesine geçememişti. Artemis II, o sınırı 54 yıllık bir aranın ardından ilk kez kırdı. Sırada Artemis III var. Plana göre bu görev astronotları Ay'ın güneyine, kalıcı olarak gölgede kalan ve su buz barındırdığı düşünülen kraterlerin yakınına indirecek. Uzun vadede NASA bu programı sadece Ay için değil, Mars yolculuğuna açılan bir köprü olarak görüyor. Sizce insanlığın tekrar Ay'a ve ardından Mars'a ulaşması, dünya üzerindeki sorunlara kaynak ayırmak yerine mi yapılmalı, yoksa bu iki hedef birbirini dışlar mı? 👇 Kaynak: "NASA – Artemis II: NASA's First Crewed Mission Around the Moon" (https://plus.nasa.gov/scheduled-video/nasas-artemis-ii-crew-launches-to-the- moon-official-broadcast/)
Kan kanseriyle savaşın önündeki en büyük engel aşıldı mı?
CRISPR ile düzenlenen kök hücreler, kan kanserini farklı bir yerden vurdu! Kan kanserlerinde en büyük sorunlardan biri şu: Kanseri öldürmek için kullanılan tedaviler, sağlıklı kan kök hücrelerini de tahrip ediyor. Çünkü kanser hücrelerindeki hedef protein, sağlıklı hücrelerde de var. Washington Üniversitesi Tıp Okulu bu çıkmazı tersine çeviren bir yaklaşımı klinik denemeye taşıdı. Sonuçlar Nature Medicine'da yayımlandı. Fikrin özü son derece zekice: Agresif kan kanseri olan hastalara nakledilecek donör kök hücrelerinden, CRISPR gen düzenleme teknolojisiyle CD33 adlı bir protein silindi. CD33 yalnızca kan yapıcı hücrelerde bulunuyor ve onu silmek hücrelerin normal işleyişini bozmuyor. Nitekim doğuştan CD33'sü olmayan bireyler sağlıklı yaşıyor. Sonra ne oluyor? Nakil tamamlandıktan sonra CD33'ü hedef alan ilaç ya da CAR-T hücre tedavisi uygulanabiliyor. Bu tedavi kanser hücrelerini buluyor ve yok ediyor. Sağlıklı donör kök hücreleri ise CD33 taşımadığı için bu saldırıdan görünmez oluyor. Klinik denemeden çıkan sonuçlar: - 30 yetişkin AML ve MDS hastası denemeye alındı. - Tüm hastalar başarılı bir tutunma sağladı; yani nakledilen hücreler kemik iliğine yerleşip kan üretmeye başladı. - Kan sayımları, standart kök hücre nakillerine benzer tempoda geri döndü. - Bir hastada nakil sonrası hastalık nüks etti. Bu hastaya aynı donörün T hücrelerinden üretilen CD33 hedefli CAR-T tedavisi uygulandı ve hastanın tüm kan hücreleri CD33'süz donör kökenli çıktı: nakledilen hücreler kemik iliğine tam anlamıyla yerleşmişti. Araştırmayı yürüten Profesör John DiPersio'nun değerlendirmesi net: Bu çalışma, gelecekte CD33 silinen kök hücre nakli ile CD33 hedefli immünoterapinin birlikte kullanılması için zemin hazırlıyor. Türkçesiyle: Sağlıklı hücreyi görünmez kılıp kanser hücresini yalnız bırak, sonra vur. Sizce gen düzenleme teknolojisi kanser tedavisindeki en dönüştürücü gelişme mi, yoksa henüz çok erken mi? 👇 Kaynak: "Washington University School of Medicine – Gene-edited stem cell transplant shows promise for aggressive blood cancers" (https://source.washu.edu/2026/05/gene-edited-stem-cell-transplant-shows-promise-for
5
0
Pankreatik kanser farelerinin yarısında tamamen yok oldu
Pankreatik kanser farelerinin yarısında tamamen yok oldu, üstelik tedavi bittikten sonra da geri dönmedi! Pankreatik kanser, tıbbın en zorlu düşmanlarından biri. Teşhis genellikle geç konuluyor ve beş yıllık sağkalım oranı hâlâ yalnızca yüzde 12 ile 13 arasında. Ameliyat, kemoterapi, radyasyon: hepsi uygulanıyor ama yeterli değil. Sorunu daha da girift yapan şey şu: Pankreas tümörleri bağışıklık sisteminden saklanmakta son derece usta. Etraflarına sert bir doku katmanı örüyorlar, bağışıklık hücrelerinin içeri girmesini engelliyorlar ve üstelik kendi varlıklarını kamufle ediyorlar. UMass Chan Tıp Okulu'ndaki araştırmacılar bu üç sorunu aynı anda çözmeye çalıştı. Geliştirdikleri yöntem, COVID aşılarıyla tanınan mRNA teknolojisini kanser tedavisine uyarladı. Ne buldular? - Tedavi gören farelerin yaklaşık yarısında tümörler tamamen kayboldu. - Asıl şaşırtıcı olan şu: Tedavi kesildikten sonra bile fareler bir yıl boyunca hastalıksız kaldı. Araştırmacılar bunu "bu kanser modellerinde daha önce hiç görülmemiş bir yanıt" olarak tanımlıyor. Yöntem nasıl çalışıyor? Tedavi üç farklı mRNA'yı bir arada kullanıyor: - Biri sitokin mRNA'ları içeriyor; bağışıklık sistemini uyandırıp aktive ediyor. - Biri tümörün etrafındaki koruyucu doku katmanını çözüyor, yani savunma duvarını yıkıyor. - Biri tümöre özgü antijenler taşıyor; bağışıklık hücrelerine "işte hedef bu" diyor. Bir önemli not: Farelerde işe yarayan tedaviler insanlarda her zaman aynı sonucu vermez, özellikle bu denli biyolojik açıdan karmaşık bir kanserde. Klinik denemeler henüz başlamadı. Yine de çalışma iki açıdan umut verici. Birincisi, tedavinin bağışıklık sisteminde kalıcı bir hafıza bırakıyor olması, yani vücut kanseri "hatırlıyor". İkincisi, mRNA dizileri değiştirilerek aynı platformun başka bağışıklık dirençli kanserlere karşı da kullanılabilir olması. COVID aşıları bu teknolojiyi güvenli ve hızlı biçimde üretilebilir olduğunu kanıtladı. Şimdi sıra onu farklı bir cepheye taşımakta. Sizce mRNA teknolojisi kanser tedavisinde gerçek bir kırılma noktasına dönüşecek mi, yoksa bu da laboratuvar haberleri arasında kalacak mı? 👇
1 like • 9d
@Özgür Kaba çok teşekkürler
Tırnak büyüklüğünde, 11 saniyede 10 takla: Yapay zekâyla büyüyen robot
MIT'nin böcek büyüklüğündeki uçan robotu yapay zekâyla %450 hızlandı! Yıllardır robotiğin kıramamıştı bu duvarı: Küçük uçan robotlar yavaş ve kırılgandı. Gerçek böceklerin o anlık dönüşleri, ani frenleri, rüzgâra rağmen stabil kalışları taklit edilemiyordu. 22 Eylül'de MIT bunu değiştirdi. Araştırmacılar, tırnak büyüklüğündeki uçan robota yepyeni bir yapay zekâ kontrol sistemi entegre etti. Sonuçlar dikkat çekici: - Hız yaklaşık %450 arttı, ivme ise %250. - Robot 11 saniyede 10 takla attı. Üstelik rüzgâr baskısı altında bile planlanan rotadan yalnızca 4-5 santimetre saptı. - Yapay zekâ kontrol sistemi gerçek zamanlı çalışıyor: Robotun konumunu alıp anında itme kuvveti ve yön komutları üretiyor. - Karşılaştırma için: Sistem artık sakkad hareketi de yapabiliyor. Bu, böceklerin çok hızlı ileri atılıp aniden frenlemesi demek. Böcekler bunu hem hızlanmak hem de çevreyi net görmek için kullanıyor. Nasıl mümkün oldu? İki aşamalı bir kontrol şeması geliştirildi. Birinci aşama bir matematiksel model kullanarak robotun bir sonraki hamlelerini planlıyor ve donanım sınırlarını gözetiyor. İkinci aşama bu planlayıcıdan öğrenerek derin öğrenme tabanlı bir politika oluşturuyor. Bu politika, kompleks manevralar için gereken tüm bilgiyi az ama verimli eğitim verisiyle öğreniyor. Ekip bu yöntemi "tekniğin gizli sosu" olarak tanımlıyor. Neden önemli? Konvansiyonel dronlar dar alanlara giremez. Böcek ölçeğindeki robotlar ise deprem enkaz aramalarında, boru içi incelemelerinde veya insanın ulaşamadığı tehlikeli ortamlarda kullanılabilir. Bu kadar küçük bir şeyin bu kadar çevik hareket edebilmesi, o senaryoları gerçekçi kılmaya başlıyor. Şimdilik sistem kapalı bir laboratuvar ortamında test edildi. Sıradaki adım gerçek enkazı, gerçek rüzgârı ve bilinmezleri olan açık ortamları deneyimlemek. Sizce böcek büyüklüğündeki robotların arama-kurtarma operasyonlarına dahil olması ne kadar uzakta? 👇 Kaynak: "ScienceDaily – MIT's tiny flying robot gets 450% faster with AI" (https://www.sciencedaily.com/releases/
Beyin sinyalleri videoya çevrildi: Bir farenin gördüğü yeniden oluşturuldu!
Bir farenin gördüğü video, beynindeki sinyallerden yeniden oluşturuldu! University College London'daki Sainsbury Wellcome Centre ekibi, farelere izletilen 10 saniyelik videoları yalnızca beyin aktivitesine bakarak yeniden üretmeyi başardı. Yani ekrandaki görüntüyü değil, o görüntünün beyindeki izini okuyup videoya çevirdiler. Çalışma eLife dergisinde yayımlandı. Peki bu nasıl mümkün oluyor? - Araştırmacılar, görme korteksindeki tek tek nöronların ne zaman ateşlendiğini kalsiyum görüntüleme tekniğiyle izliyor. Her farede yaklaşık 8 bin nöron kayda alınmış. - Elde bir model var: Bir video ve farenin hareketleri verildiğinde, hangi nöronun nasıl tepki vereceğini tahmin ediyor. - Ekip bu modeli tersine çalıştırdı. Boş, gri bir ekrandan yola çıkıp piksel piksel değiştirdiler. Modelin tahmin ettiği nöron aktivitesi, gerçekte ölçülen aktiviteye yaklaştıkça görüntü de netleşti. - Sonuçta ortaya, farenin gerçekten izlediği videoya çok benzeyen bir klip çıktı. Üstelik bu video modelin eğitiminde hiç kullanılmamıştı. Farkı nerede? İnsanlarda benzer denemeler yıllardır fMRI ile yapılıyor. Ama fMRI beynin geniş bölgelerini kabaca ölçüyor. Buradaki yöntem ise tek hücre düzeyinde çalışıyor, yani beynin görüntüyü nasıl temsil ettiğine çok daha yakından bakıyor. Asıl merak edilen soru ise şu: Gözümüzün önündeki gerçeklikle beynimizin oluşturduğu temsil ne kadar örtüşüyor? Çünkü beyin gördüğünü olduğu gibi kaydetmiyor. Bazı ayrıntıları öne çıkarıyor, bazılarını değiştiriyor, bazılarını tamamen eliyor. Bu yöntem, tam olarak neyin elendiğini ve neyin abartıldığını görme imkânı veriyor. Ekip sırada bunu araştırıyor. Bir not: Burada zihin okuma yok. Sistem, uzun uzun eğitilmiş bir modelin ve hassas laboratuvar ölçümlerinin ürünü. Yine de algının nasıl oluştuğunu anlamak açısından güçlü bir pencere. Sizce beynimizin gördüğümüzü değiştirdiğini bilmek, "gerçeklik" dediğimiz şeye bakışınızı değiştirir mi? 👇 Kaynak: "ScienceDaily – Scientists recreated what mice saw from brain activity alone" (https://www.sciencedaily.com/releases/20
2 likes • 26d
@Özgür Kaba evet bakalım gelişimini nereye kadar sürdürecek.
2 likes • 24d
@Necati Çetinkaya evet kesinlikle umarım bundan sonra insan yapay zeka sınırlarını düzgün bir şekilde çekebiliriz.
1-10 of 15
Kaan Filiz
4
88 points to level up
@kaan-filiz-7104
Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Öğrencisi

Active 2d ago
Joined Sep 11, 2026
Powered by